Köprü – Ali Osman Argın

Birbirine bitişik iki çiftlikte yaşayan iki erkek kardeş vardı.

Günlerden bir gün aralarında anlaşmazlık baş gösterdi.

İki kardeş arasında o zamana kadar ilk defa görülen anlaşmazlık giderek büyüdü ve ayrılığa sebep oldu.

İki kardeş birbirine yalnızca küsmekle kalmadılar, yıllardır ortaklaşa kullandıkları tarım makinelerine varıncaya kadar sahip oldukları bütün araç gereçlerini, mal varlıklarını da ayırdılar.

Küçük bir yanlış anlama sonucu başlayan anlaşmazlığı izleyen ayrılık giderek büyüyen uçuruma dönüştü ve en sonunda yerini karşılıklı kullanılan nahoş sözlere bıraktı. Bunun ardından da beklenenler oldu ve kardeşler arasında şiddetli kavga, sonra da ürkütücü sessizlik yaşanmaya başladı.

Bir sabah bu iki kardeşten büyüğünün kapısına bir usta geldi. Elinde büyük bir marangoz çantası vardı. Ev sahibinden geçici bir istedi: “Yapılacak ufak tefek işiniz varsa size yardımcı olmak isterim!” dedi. “Elimden hemen her iş gelir. Birkaç gün çalışırım, işi bitiririm!” Büyük kardeşin aklına o an bir “iş” geldi. “Evet, sana göre bir işim var!” dedi ve küçük kardeşinin çiftliğini işaret etti: “Şu derenin karşısındaki çiftlik komşumundur. Daha doğrusu küçük kardeşime aittir. Geçen haftaya kadar benim çiftliğim ile onunki arasında bir otlak vardı. Sonra buldozerleriyle oraya ırmak bendi yaptırdı ve şimdi aramızda otlak yerine çiftliklerimizi birbirinden ayıran dere var.”

İş isteyen adam büyük kardeşin söylediklerini dikkatle dinledikten sonra sordu: “Benden ne yapmamı istiyorsunuz?” büyük kardeş önce şüphesini sonra da kararını açıkladı: “Kardeşim bunu bana acı vermek için yapmış olabilir! Fakat şimdi ben onun yaptığından daha büyük bir şey yapacağım!” Bunları söyledikten sonra adamı aldı, ahırların olduğu yere götürdü ve duvarın dibinde yığılı duran kütükleri gösterdi. “Senden bu kütükleri kullanarak iki çiftlik arasında yüksek bir çit yapmanı istiyorum! Kaç gün çalışırsan çalış, nasıl yaparsan yap ama öyle bir çit yap ki; gözlerim kardeşimin çiftliğini artık görmek zorunda kalmasın!” İş arayan usta başını salladı: “Sanırım durumu anladım efendim! Şimdi bana kazma, kürek ve çivilerin yerini gösterin ki, hemen işe başlayayım!” Büyük kardeş ustaya kazma, kürek ve çivilerin yerini gösterdikten sonra alış veriş için kasabaya gitti. Usta bütün gün boyunca ölçüp biçerek, çivileyerek sıkı bir çalışmaya koyuldu.

Çiftlik sahibi ise alış verişini tamamlayıp kasabadan döndü. Gelir gelmez de soluğu doğruca ustanın yanında aldı. Gördükleri karşısında şaşkınlıktan gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi açıldı. Karşısında yapılmasını istediği çit yoktu ama derenin bir yakasından öbür yakasına uzanan muhteşem bir köprü vardı. Biri kendi çiftliğinin, diğeri kardeşinin toprağına oturtulmuş sağlam iki ayak üzerinde; yanlarındaki korkuluklarına varıncaya kadar bütün ayrıntılarıyla yapılmış ve tam anlamıyla “usta işi” denilecek kusursuzlukta bir köprü uzanıyordu. Büyük kardeş hâlâ geçmeyen şaşkınlığıyla köprüyü seyrederken karşıdan birinin geldiğini gördü. Dikkatle baktığında gelenin komşusu, yani kardeşi olduğunu anladı.

Kardeşi kollarını iki yana açmış halde köprünün karşı ucundan kendisine doğru yürüyordu: “Benim sana yaptığım bunca haksızlığa ve kötü söze rağmen sen bu köprüyü yaptırarak ne kadar iyi ve büyük biri olduğunu gösterdin!” dedi ağabeyine, “Şimdi bir büyüklük daha yap ve sen de kollarını açarak bana gel!” Köprünün iki ucundan ortaya doğru yürüyen iki kardeş tam ortada bir araya geldiler ve sevinçle kucaklaştılar.

Büyük kardeş bir ara arkasına baktığında çantasını toplayıp ayrılmakta olan ustayı gördü. “Gitme, dur, bekle.” Diye seslendi. “Sana yaptıracağım birkaç iş daha var!” Usta gülümsedi: “Ben buradaki işi tamamladım, gitmeliyim! Yapmam gereken daha çok köprü var!”