KELES

TARİHİ

Keles ve civarı milattan önceki devirlerden itibaren çeşitli devletlerin hakimiyeti altına girmiştir. Yöre; Etilerin, Friglerin, Lidyalıların, Bitinyalıların, Romalıların ve Bizanslıların tahakkümünden sonra ilk kez 1075 yılında Anadolu Selçukluları döneminde Türklerin eline geçmiş ancak 1097 yılındaki  I. Haçlı Seferi sonunda  Bizanslılarca geri alınmış ve bundan sonra da Osmanlılara kadar Bizans sınırları içinde kalmıştır.

Keles ve civarında; eski uygarlıklara (özellikle Roma,Bizans) ait süs eşyası, sikke-para, mühür, erzak küpü vs. gibi küçük eşya ile kilise, tapınak, hamam gibi bina kalıntısı oldukça fazladır.

    Eldeki bulgulara göre en eski yerleşim yerleri; Belenören, Akçapınar ve Uzunöz köyleri arasındaki bölge, Küçükkavacık Mahallesi civarı ve Baraklı Köyü civarıdır. Yapılan araştırmalar neticesinde bu bölgenin Roma Devri olarak  adlandırılan dönemde (M.Ö. 395-M.Ö.65) Kral Yolu denilen işlek ve önemli bir ticaret yolu üzerinde bulunduğu tesbit edilmiş, ayrıca  Kocasu’ya hakim bir tepe üzerinde oldukça büyük bir  tapınağın varlığı ortaya çıkarılmıştır.

13.yüzyıl başlarında Anadolu’ya gelen Türk boylarından Oğuzlar’ın Kayı boyuna mensup Ertuğrul Gazi ve ona bağlı yörük aşireti Anadolu Selçuklu Sultanı I.Alaeddin Keykubad tarafından kendilerine Söğüt yaylak, Domaniç kışlak olarak verilmek suretiyle Ankara’nın batısına Karacadağ denilen bölgeye yerleştirilmiştir. Bu şekilde Anadolu’nun Bizans sınırına yerleşen Ertuğrul Gazi burada fetihlere başlamış ölümünden sonra oğlu Osman Gazi de bu fetihleri devam ettirerek geniş bir bölgeyi yurt edinmiştir. Bu dönemlerde Keles ve civarı da Osmanlıların hakimiyetine geçmiştir. 1360-1385 yılları arasında ilçe merkezinde bir hamamın ve bir camiin yapılmış olması buna delalet etmektedir. Zira; han, hamam, cami vs. gibi yerler yerleşimin göstergesidir.

İlçemiz civarı gerek Osmanlı döneminde gerek sonrasında mühim bir düşman işgali görmemiştir. Ancak; 8 Temmuz 1920’de Bursa’yı işgal eden Yunanlılar bir yıl sonra 10 Temmuz 1921 tarihinde Keles’e de bir karakol açmışlar, ilçeye gelen Yunan Müfrezesi bir müddet Cuma Mahallesi’nde daha sonra da Yenice Mahalle’de karargah kurmuştur. Yunanlıların Keles’e asker göndermelerinin en önemli sebebi; dağ yöresindeki milis kuvvetlerini sindirmek ve özellikle Bursa’nın Ankara ile olan haberleşme bağlantısını kesmektir. Zira; işgal süresince Bursa’nın Ankara ile olan haberleşmesini Tavşanlı ve Kütahya üzerinden dağ  yöresindeki milis kuvvetleri sağlamış, bu yörenin işgalinden sonra Bursa’nın Anadolu ve Ankara ile olan haberleşme bağlantısı tamamen kesilmiştir.

Yunanlılar; Canip Efe, Topal Sadettin Efe, Kabakçı Salih Efe ve İbrahim Efe’ye bağlı  milis kuvvetlerinin gayretleri neticesinde yörede mühim bir zarar veremeden Büyük Taarruz’ dan sonra ilçeyi boşaltmışlardır. Yukarıda adı geçen dağ yöresi milis kuvvetlerinin Bursa’nın kurtuluşunda sayısız hizmetleri olmuş, büyük yararlılıklar göstermişlerdir.

 

FOLKLOR

a-) GİYİM-KUŞAM

Zengin kültür değerlerini günümüze kadar yaşatan Keles insanının giyim ve kuşamını incelerken Türk milletinin ince sanat ve giyim zevkini de tatmış olacağız.

Özü asırlar öncesine dayanan kıyafetlerdeki işleme, desen, renk ve süslemeler Keles yöresi insanlarının milli duygu ve düşüncelerinin sanata yansıyan birer sembolüdür. Zira her desen ve işleme kültür mirasımıza dayalı bir anlam ifade eder. Çünkü bu desenler üzerinden asırların geçmesine rağmen silinmemiş artık kültürün bir parçası haline gelmiştir.

a.1-) KADIN GİYİMİ:

Başta, örme (kalın keçe veya kadifeden de yapılmaktadır) ve kalıplı fes bulunur.Tepelik veya al fes de denilen fesin üst kısmı 10 cm. eninde “çatık” denen rengârenk dizi boncuklarla kaplıdır. Ön taraftaki “sarkıtma” adı verilen boncuktan yapma desenli süslemeler; alna doğru sarkar. Fesin üstüne oyalı “yazma” örtülür. genellikle pulludur. Fesin iki yanında;sapları boncuk dizili yün ipliğinden yapılma topuz sarkıtmalar yani püsküller bulunur. Fesin alt kenarına ise; iki parmak genişliğinde bir şerit seklinde, boncuktan örülü “ıraçkın” çekilir. Boyna, yine boncuktan örme, yöreye has “gıdıklık” takılır. Boğaz kısmına hilâl şeklinde bağlanan  bu takının yapımında kullanılan boncuklar; yaylalarımızı şenlendiren kekliğin boynundaki tüylerin rengindedir.

Alta saten veya keten kumaştan yapılan “don” giyilir. Donun paçaları büzgülü olup, bel ve paça ağızları lastik uçkurludur. Paça önlerinde de çeşitli desenler bulunur.

Donun üzerine pamuklu kumaştan yapılmış, kenarları işlemeli ve genellikle beyaz renkli “göynek” denilen uzun bir içlik, bunun üzerine de “üçetek” giyilir.Kızlar için ipekli kumaştan yapılan bu entarinin düz olan yaka ve kol ağızları ile ön-arka etek kenarları yine yöresel motiflerle işlenmiştir. Üçeteğin arka eteği sarkarken yandaki etekler bele toplanır. Bu suretle don ve göynek de görünmüş olur. Üçeteğin üzerine giyilen “güdük cepken”; mavi, mor, bordo veya açık yeşil renklerdeki divitin ya da kadife kumaştan yapılır. Astar ile kumaş arasına pamuk veya yün yerleştirilerek baklava şeklinde biçim verilmek suretiyle dikilir. İliği ve düğmesi bulunmayan cepkenin ön kenarlarında ve kollarında simli-sırmalı motifler bulunur. Kollar biraz kısacadır.

“Peşkir” veya “fita” da denilen “önaba”,yöredeki el tezgahlarında yün ipinden dokunur. Gelin olacak kızlar kendi önabalarını çeşitli motifler işleyerek özenle dokur. Gençlere nazaran, ihtiyar kadınla­rın kullandığı önabanın motifleri daha sadedir. Alt kısmında saçaklar bulunan ve ön tarafı pul ya da puylatlarla süslenmiş olan önaba; önlük gibi belden, eteğin üzerine bağlanır.

Siyah, kırmızı ve beyaz yün ipinden, el tezgahlarında dokunan “dizge (veya çizge)” 5-6 cm genişliğinde 2.5-3 metre uzunluğunda olup;bele 3-4 sıra halinde dolanır. Dizgenin uçlarında, keçi kılından yapılan püsküller ve tongurak (tongurdak) denilen mavi boncuklar bulunur. Bu boncukların kadını nazardan koruduğuna inanılır. Dizge, eteği ve önabayı tutmaya da yarar.

Bele arkaya doğru üçgen biçiminde ve püskülü saçakları yandan sarkacak şekilde “kuşak” bağlanır. 40-50 cm genişliğinde ve 3 m. uzunluğundaki kuşak yünden veya ipekten dokunur. Kare şeklindeki kuşağın dört tarafından kozalı püsküller sarkar.

Ayağa koyun yününden örme çorap giyilir. Çorabın konçlarına ve ayak uçlarına, bitki köklerinden imal edilen boyalarla renklendirilmiş çeşitli renklerdeki iplerle bazı desenler işlenir. Çorabın boyu diz altına kadar uzar ve gerektiğinde donun paçalarını da içine alacak şekilde esnektir.

Çorabın üzerine kırmızı renkli ince deriden yapılma ucu sivri “yemeni” giyilir.

Gelinlik olarak boydan sırmalı ve işlemeli kadife kumaştan yapılmış “bindallı” giyilir. Bindallının bel kısmına gümüş tokalı büyük bir kemer takılır, boyna da gıdıklıkla beraber ipe dizilmiş kalın boncuklardan müteşekkil “hakik” bağlanır.

Ancak, yukarıda açıkladığımız şekilde bir giyim tarzı artık hemen hemen yok olmuştur. Şimdi kadınlar içe boydan bir entari, üzerine bir yelek veya hırka, alta siyah etek giymekte, başa da ak bez bağlamaktadır. Yalnız bazı köylerde halen fes de giyilmektedir. Buralarda fesi sadece evli kadınlar ak bezin altına giyer, böylece kadının evli olup olmadığı anlaşılmaktadır. Günümüzde gelinlik olarak klasik beyaz gelinlikler kullanılmaktadır.

a.2-) ERKEK GİYİMİ:

Başa ak keçeden yapılma “keçe külah” giyilir, üzerine; oyaları veya pulları yandan sarkacak şekilde “yazma (çevre)” ya da “abani sarık” bağlanır.

İçe, kadınlarda olduğu gibi “göynek” denilen, çok renkli keten kumaştan yapılmış içlik, onun üzerine, kolsuz ve iliksiz keçeden ma’mul “cepken” giyilir.

Bele 2-3 m. uzunluğunda ve 25-30 cm genişliğindeki “kuşak” dolanır. Kuşağın üzerine “yağlık” denen bir mendil sarkıtılır.

Alta, keçeden yapılmış, paçası dar, yanları geniş “çakşır (kırpıt)” denilen pantolon, ya da keten kumaştan ma’mul “şalvar” giyilir. Şalvarın paçaları diz kapaklarının biraz altına kadar uzanır.

Ayağa ince yünden örülmüş “yün çorap” giyilir. Çorabın konçları ve ayak uçları yine kadınlarda olduğu gibi çeşitli desenler verilmek suretiyle süslendirilmiştir, fakat erkek çorabındaki renkler kadınlarınkine nazaran daha sadedir.

b-) HALK OYUNLARI

Keles ve yöresi halk oyunları açısından zengin bir potansiyele sahiptir. Giysilerde olduğu gibi oyunlarda da zengin kültür mirasının etkileri göze çarpar. Yöre insanı acılarını, dertlerini, hüzünlerini ve sevinçlerini yaktığı türkülerle, oynadığı oyunlarla dile getirir. Türkülerin ritmi ve ezgisi müzik aletleriyle de uyumludur.

Bakır, kadın oyunlarının değişmez çalgısıdır. İki kişinin karşılıklı tuttuğu bakıra el becerisi iyi olan bir kadın türkünün ritmine göre vurur.

Erkek oyunları genellikle davul, zurna, kudüm, gırnata (klarnet), cümbüş, bağlama ve zil eşliğinde oynanır.

Hem kadın hem de erkek oyunlarında oyuncular yekpare akçaağaçtan oyma suretiyle yapılan ve özel tutma yerleri bulunan kaşıklar kullanır. Kaşıkların sapında oyuna ayrı bir ahenk katan ve tongurak denilen uçları sivri sallantılar bulunduğu için bu kaşıklara “tonguraklı kaşık” da denir.

Yörede kesinlikle kızlar-erkekler karışık olarak bir arada oynamaz.

Oyuna; türküsünde tiz sesler hakimse “yüksek hava”, pes sesler hakimse “alçak hava” denir. Güvende adıyla anılan erkek oyunları “çevirme” denilen sözsüz bir giriş müziğiyle başlar.

b.1-) KADIN OYUNLARI:

MENEKŞE: Oyun; “Bakırı Takmış Koluna/Menevşesi Tutam Tutam” adlı türküyle oynanır. Bu, genel olarak aşk,tabiat ve insan sevgisi üzerine yakılmış bir türkü olup, gelin kızın arkadaşlarının geline olan bağlılıklarını ve dostluklarını di­le getirir. Genellikle, kına gecelerinde gelini duygulandırmak için söylenir ve oynanır. Bu yüzden oyun; bazı köylerde “gelin havası” ve­ya “kız havası” olarak da anılır. Karşılıklı 2 şer,4 er veya 8 er kişilik gruplar halinde gidip-gelmeler,oyunun en belirgin figürüdür.

SEKME:Evlenme çağına gelen iki gencin birbirlerine olan sevgi ve bağlılıklarını anlatır. “A Fadimem Hadi Senlen Gaçalım” türkü­süyle oynanan oyunun belirgin figürleri; karşılıklı gidip gelmeler ve sekmelerdir.

DÜZ OYUN: Alçak hava türünde bir oyundur. Evli kadınların ve genç kızların,  gurbetteki sevdiklerine yaktıkları; “Acem Şalı Belinde” türküsüyle oynanır. Türkünün ezgilerinde ve oyunun figürlerinde hasret ve sevgi anlatılmaktadır.

KARŞILAMA: Sevip de bir türlü birleşemeyen iki gencin,birbirlerine duydukları sevgiyi dile getirir. Genellikle genç kızlar, kendi aralarında düzenledikleri eğlencelerde oynar.Oyun,ağır başlar, sonra hareketlenir. Türküsü; “Gümbürdesin Bizim Evin Kuyusu”dur.

b.2-) ERKEK OYUNLARI

Yörede oynanan tüm erkek oyunlarının ortak adı “Güvende” dir. “Güvendi” kelimesinden türeyen bu ad; oyuna kalkan kişinin sevdiği ve güvendiği bir başka arkadaşını daha oyuna kaldırmasından kaynaklanmıştır.

GÜVENDE: Tüm erkek oyunlarının genel ismi olmakla birlikte bu adla anılan özel bir oyun da vardır ki, bu oyun yalnızca düğünlerde damat ve sağdıcın en yakın arkadaşları tarafından oynanır. “Bindim Atın Birine” türküsü eşliğinde 2,4,6 veya 8 kişi ile oynanan bu oyun çevirme adı verilen bir girişten sonra hareketlenen oldukça canlı ve kıvrak bir oyundur.

SEKME-YÜKSEK HAVA: Ritm yönünden canlı, hızlı ve hareketli olan oyun adını son bölümdeki sekme figüründen alır. Karşılama şeklinde “Aşalım Aşalım” türküsüyle oynanan oyun iki gencin birbirine olan sevgisini anlatır.

GELEMİÇ-BÜYÜK OYUN: “Çıkma Dışarlara Gün Vurur Seni” türküsüyle oynanan oyun sevdiğine kavuşamayan bir gencin hüzünlü halini anlatır. Alçak hava niteliğinde olup 6 veya 8 kişi ile oynanır. Son bölümündeki yere diz vurma figürü oyunun belirgin özelliklerindendir.

DÜZ OYUN-DAR OYUN: Sözsüz olarak oynandığı gibi “Dereleri Aldı Tüfek Yankısı” türküsüyle de oynanır. Değişik ritm ve figür özelliği olan düz oyunlar vardır.

CEZAYİR: Aynı adlı türküyle oynanan oyun, sevdiğinden ayrılan bir gencin duyduğu elem ve acıları ifade etmektedir. Bu türkü uzun yıllar Osmanlı hakimiyetinde kaldıktan sonra Fransızlar tarafından işgal edilen Cezayir için yakılmıştır. Türkü, elem ve acının yanında, Cezayir savunmasında şehid düşen askerlerimizin kahramanlıklarını da ifade etmektedir. Bu türkü yörede “firaklama” türünde uzun hava olarak da söylenmektedir. Oyunun birleşip ayrılmaları anlatan ritmik hareketleri vardır.