
|
Dağ Yöresi Köy Hayırları
.jpg)
Fahrettin Beşli
Köyünde ya da gurbette olsun köylünün hepsinin düğün ve cenaze dışında bir araya geldikleri; dini ve resmi bayramların dışında kalmış en önemli bayramlarıdır köy hayrı. Köyler hasat sonrası ya da öncesi kendi belirledikleri tarihlerde yaparlar bu hayırları. Yapılmasındaki asıl amaç; bu yılki hasatın bereketli geçmesini dilemek veya yapılmış hasatın şükrünü sunmaktır. Bu gün katılım fazla olsun, şehirde oturanlarda gelebilsin diye pazar günleri yapılıyor. Eskiden böyle bir bağlayıcı gün de yok tu muhtemelen. Tarımla uğraşan köylerde uygulandığına bakarsak, bu etkinlik ve geleneğin çoğunlukla
Yörük ve Türkmen köylerinde yapıldığı ortaya çıkıyor. Diğer ilçelerde ise formatı biraz daha farklı ürün festivalleri (armut, kayısı, vs...) şeklinde uygulanıyor. Büyüklerimizin anlatımlarına göre bizim köy hayırları “dedenin dömbelek çalması” ile başlar. Dede türbesine yakın oturanlar, onun gece uzaklardan def çaldığını duyup bunu köylüye bildirirler. Bu duyulduğu anda bütün işler yarım bırakılır, durur. Derhal hazırlıklar başlar. Her ev hayır için süt, yoğurt, yağ, tuz, şeker, “alfat”, erik, patates ve odun nesi varsa ortaya koyar. Adı üstüne hayır, herkes eline geçen ürünün zekâtını bu hayra verir. Buğday ya da mısırın en iyileri toplanır. Güzelce yıkanır. Harmanlardaki büyük “dibek taş”ında büyük tokmaklarla nöbetleşe kırılarak dövülür. Bir yerde büyük bir ateş yakılır. Ateşin alevi hiç sönmez. Büyük kazanlarda kırılmış mısır ya da buğday keşkeği kaynamaya başlar. Diğer tarafta da “dığan”larda sütler kaynar. Ama her ikisinin altında da alevsiz ateş olarak sadece köz vardır. Yani mangalda pişer gibi yavaş sindire sindire pişer ne pişecekse. Büyük ateş köz yapmak için yanar, altından közler alınıp kazanların altına sürülür. Bu keşkek en az bir gün ateşin üstünde durur ve yine nöbetleşe sürekli karıştırılır.
Hayvancılık yaygın olduğundan en fakirinde 15–20 baş, büyük ailelerde 400 – 500 küçükbaş hayvan olduğundan 2-3 tane dana ile yaklaşık 20 – 25 tane küçük baş hayvanın da bağışlanması işten bile değildir. Bunlar da bir kenarda toplanıp kesilir, etleri ile kavurma yapılır. Köylü doyasıya et yesin diye ölçü de kısıtlama olmaz. Diğer tarafta erik, “alfat” hoşafları hazırlanır. Büyük yayıklarla ayranlar yapılır. Fırınlar yeterince ekmek çıkarırlar. Sütler yoğurtlar sebildir. Hatta derler ki “dığanladaki sütünen gaymak sanırsın hiç bitmez. Beş takkede bi sütün üstünden barmak galınlığında gaymak toplanıp gaplara gona. Sütten fazla gaymak çıka. Emme süt ginede hiç eğsilmez”. Bu da hayırın bereketine ve ulviyetine yorumlanır. Yemekler hazır olunca civar köylere haber salınır, “filanca gün filanca köyün hayrı varmış” diye. Kaşığını arka cebine koyan o gün hayır yapılacak köye gelir. Önce varsa o köyün içinde dede türbesi oraya, yoksa mezarlığa gidilip dualar edilir. Okutulan mevlitlerle, şükür duaları ve hayır dualar huşu içinde tamamlanınca; türbenin hemen yanın da veya harmanlarda yada köy meydanına kurulan sofralara geçilir. Bir diz içeri, diğer diz dışarı bakacak şekilde bağdaş kurarak “orakçı oturuşu” ile sofraya oturulur. Böylece papatya yaprakları gibi bir düzenle, daha fazla kişi sofradan istifade edebilir. Ortaya bir tepsi keşkek, üstünde kavurması serpilmiş olarak gelir. Herkes cebindeki kaşığı çıkarır daldırır yemeğe. Kaşığı olmayan aç kalır. Arkasından ya hoşaf, ya helva yada yufkaların şekerli suyla ıslatılmasıyla yapılan börek tatlısı yenilir. Yemekten sonra o köyün alışkanlıklarına veya kendine özgü geleneklerine göre etkinlikler başlar. At yarışları veya karakucak güreş müsabakaları düzenlenir. Mahalli sanatçılar yöre türkülülerini çalarlar, oyun havalarında oyun bilenler kalkarlar oynarlar.
Tüm bunlar bütün köyün katılımı ve civar köylerin de misafirliği ile gerçekleşir. Köylü bir yılın yorgunluğunu atar. Köyün huzuru ve bereketi artar. Bu gün köy hayrılar bu detaylardan ve güzelliklerden uzaklaşmaya yüz tutmuş heliyle uygulanıyor. Her köyde (nerden girdi ise) işin kolayına kaçılıp pirinç pilavının üstüne beş köfte, hazır ayran şeklinde kötü bir alışkanlık yıllardır yerleşti kaldı. Üşenmeyip kendi yemeğini, hiç olmazsa bulgur pilavı ile et kavurmayı tercih etmeleri yeniden hayata geçirilmeli. Şölen şeklindeki bu köy hayırların bir boy büyüğü bizim dört dağ ilçesinde bu defa şenlik havasında kutlanıyor. Şölen ve şenlik arasındaki en belirleyici özellik şölen de yeme içme de olmasıdır. Bu defa tüm köylerin katılımı ile işin içine alışveriş de giriyor. Orhaneli “Beyce Pazarı” bunun iyi bir örneği. Yeniden canlandırılmaya çalışılması, sembolik de olsa hatırlatılması memnuniyet verici. Şimdi ise ilçe etkinliklerinde kasaba panayırlarının hoş detayları ile de karşılaşılabiliyor. Yine bugün ilçe festivallerinde etkinliğin finans sorunundan ve daha gösterişli program yapmak gayesinden olsa gerek eğlence; kültürel etkinliklere ne yazık ki daha baskın çıkıyor. Sanatçı konserleri etkinliğin merkezine oturtuluyor. Özeleştiri yapacaksak da çoğu zaman seçilen sanatçı bizim kültürümüzle pek uyuşmuyor. Farklı zevklere ve kültürlere hitap eden sanatçılar ne yazık ki daha fazla prim yapıyor. İlgililerin bu konudaki savunmaları da “gençlerin taleplerinin, beklentilerinin bu yönde olduğu” şeklinde. Oysa o gençlerin bu beklentilerini karşılayacak başka birçok alternatifleri var. Kendi kültürlerini böyle zamanlarda yaşamayacaklar da ne zaman yaşayacaklar. Mahalli idarelerin bu konuda sosyal sorumlulukları olduğuna inanıyorum.
Kendi yöresel sanatçılarımıza daha fazla itibar edilip programda onlara yer verilerek, öne çıkarılmalı ki bu sanat dalı cazip hale gelsin. Sadece köy düğünlerinde gördüğü müzisyene, buralarda duyduğu kendi müziğine ne kadar yakınlaşabilirler, ne kadar benimser ve sevebilirler? Dahası etrafındakilerin “çalgıcımı olcen len?” demelerine inat içindeki ilgi ve yeteneği işleyip nasıl cesaret bulacak ta müziğe eğilecek? Bu uygulamalar sürerse ne yeni yöresel sanatçılar çıkar; ne de bu yöresel sanatçıların ulusal sanatçılara dönüşebilir. Bu hepimizin öncelikle görevleri arasındadır. Bu geleneğin, ulusal çaptaki boyutu da her yıl eylül ayında Yörüklerin yazlak yaylalardan kışlaklara döndükleri zaman yaptıkları, 800 yılı aşkın süredir uygulanan “Söğüt Ertuğrul Gazi’yi anma ve Yörük Türkmen şölenidir. Türkiye’nin her yerinden Yörükler ve Türkmenler eylül ayının ilk haftasının sonunda Söğüt’te toplanıp hasret giderirler. İstişareler yaparlar, çalarlar, söylerler, yerler, oynarlar. Yörük ve Türkmenlerin harmanıdır Söğüt.
Önemli bir inceleme konusu köy hayırları. Bu gün dinlediklerimiz 60-70 yıl öncesine dair anılar. Onun evveliyatını bilemiyoruz. Araştırmacıların bu husustaki ortak noktaları ve farklılıkları da ortaya koyacak şekilde daha kapsamlı bir çalışma yapmalarına ihtiyaç var. Benimkisi kulaktan dolma bilgiler. Yalnızca bir başlangıç olsun ve kayıt altına alınsın diye yazdım. Anlatarak, dinleyerek, yazarak, uygulayarak ve uygulanan yere giderek bu geleneğin yaşatılması gerekir.
|