
|
Keşiş Dağının Ardına

Aziz Elbas
Bursa ile ilgili tarih ve araştırma yayınlarında
bu gün Uludağ olarak isimlendirdiğimiz ve eteğine kurulan
Bursa’yı adeta korur edasıyla
duran dağ ‘Keşiş Dağı’ olarak adlandırılır ve ifade edilir. Tarih boyunca
önemli bir işlev yüklenen Uludağ her daim sahip olunmak istenilen,hakimiyet kurulmak istenilen
cazibesiyle her zaman gündemde
kalabilmiştir.Mistik hayatın merkezlerinden birisi olma özelliğiyle
Osmanlı öncesinde keşişlerin yoğun olarak mesken tuttuğu bu kutsal dağ,Bizans,Roma, Bithinya ve daha öncesinde bu özelliğinin bulunduğu yapılan araştırmalar neticesinde
ortaya çıkmıştır.
Biz Türklerin gelişiyle uzun süre suskun olan Keşiş Dağı’nın yeniden
şenlendiğine şahit oluruz.Eteklerine post seren dervişlerin yanında yaylarına oba oba kıl çadırlarını
kuran Türkmen ve Yörüklerin
keşiş dağı’nın her bir tarafından yakılan ocakların dumanlarının tüttüğü,ilmiyle kılıcını birleştiren Alperenlerin,kılıcı keskin,okları şaşmayan
bileği güçlü yiğitlerin at üstünde oradan oraya cirit attığı görülür. Dağ yöresinin Türk yurdu olmasıyla birlikte şenlenen bölgenin tarih boyunca yüklendiği misyonu her zaman devam ettirdiğine şahit oluyoruz.
Ancak özellikle 1970’li yıllardan sonra
tüm ülkede olduğu gibi Bursa’da da köyden kente göçlerin yoğun olarak yaşandığını görülür. Bu göçlerden
en çok etkilenen bölgelerin birisi de Dağ yöresidir. göçler nedeniyle
boşalan köyler,tütmeyen ocaklar ihmal edilen ve yozlaşma ya yüz tutmuş kültürler,değerler…
Kentlerde yaşanan yoğun göçlerin ardından yurdun her bir tarafından gelenlerin kurdukları, köyünden kasabasına
,ilçesinden kentine değin her bir yöreye ait adeta mantar gibi biten hemşehri derneklerinin hızlı bir şekilde artışını gözlemleyebiliriz. Şahsi kanaatimce istisnalar hariç olmak üzere kuruluş hedeflerinin dışına çıkan bu derneklerin Bursa sosyal ve kültür yaşamına yeterince
katkı sağladığına inanmıyorum. Bu istisnalar içerisinde en önemli derneklerden birisinin de Dağder olduğunu rahatça söyleyebiliriz.Kuruluş
sürecinin ardından önemli bir misyonu üstlenen Dağder’in günümüze
gelinceye değin kurumsallaşmasını
tamamlayarak Dağ yöresi adına yaptığı mücadeleler gerçekleştirdiği,etkinlikler ve çalışmalar takdir
edilmesi gerektmekte,ancak bunu yeterli görmeyip daha ilerileri hedeflere sağlam adımlarla ulaşma gayretlerini hiçbir zaman yitirmemeleri
gerektiğini düşünüyorum.
Dağ yöresinin her bir açıdan elinde tuttuğu zenginliğini yurdun en kırsal kesimlerinde de gözlemlediğimiz yaşadığı maddi fakirliğinin yenilmesinde
önemli bir güç, kendi değerleriyle
ayakta durmasında önemli bir unsur olduğunu düşünüyorum.
Osmangazi Belediyesi ve Bursa araştırmaları vakfı’nın birlikte yürüttüğü
benimde proje koordinatörü olarak görev üstlendiğim,günümüz dede Büyük Şehir Belediyesi olarak devam ettirdiğimiz Bizim Köy projesi
kapsamında 10 köy’ün üzerinde yapılan araştırma çalışmaları ve sonuç
olarak ortaya konan birbirinden Bursa arşivine kazandırılan değerli kitaplar göstermiştir ki dağ yöresi yaşam kültürü açısından Bursa’nın en önemli menbaası olma özelliğini
taşımakta.Araştırdıkça ortaya
çıkan yeni bilgi ve belgeler bu yörenin kendi halkı tarafından dahi bilinmediği gerçeğini yüzümüze vuruyor.
Bizlerin çokta umursamadığı yaşam kültürlerinin Unesco tarafından
geçen yıl itibariyle dünya gündemine taşınmış olması önemsenecek
bir durum olsa gerek.Bu anlayışın dünya trendinde hızla artan yükselen bir değer olması ise ayrıca dikkat çekilmesi gereken bir bilgidir.
Bizlerin “Bunlar Karın Doyurmaz“ diye fısıltılarla değil yüksek seslerle seslendire durduğumuz kendi öz ve öz değerlerimiz gelenek ve göreneklerimiz,
erfene geceleri, delikanlılık
teşkilatı, özgün yaşamımızda ki umursamadığımız sıradan bir ayrıntılar,
ninemizin ninnileri, ozanlarımızın
şiirleri,türküleri, annemizin el emeği göz nuruyla hazırladığı çeyiz sandığı, belki de dedemizin kendi eliyle yaptığı tahta kaşıklar, son günlerini
yaşayan yaşlı teyzelerin el tezgahlarında
dokuduğu şallar, kilimler, göynekler sayarak bitiremidiğimiz birbirinden önemli değerler. Bir de bunlara sayıları hızla azalan güzelim
ahşap evleri eklemek gerek.
Yaptığımız araştırmalar sırasında onlarca köy gezisi yapma fırsatımız oldu. Terk edilmişlik izlenimi veren ve sadece 3- 4 ailenin bekçi misali yaşadığı o güzelim köyleri gezerken
Anadolu tabiriyle içimiz cız eti. Ama köyüne sahip çıkan köy sakinlerini
özelliklede gençleri köylerde
gördüğümüzde içimizde umut ışıkları doğdu.
Görevimiz gereği gerek yurt içi ve gerekse yurt dışına gerçekleştirdiğimiz
seyahatlerde yaptığımız gözlemler ışığında özellikle dağ yöresinin sahip olduğu zenginliğini oldukça cömert bir şekilde harcadığını
düşünüyorum.Dağ yöresi bir çok yağı yere sağlam basan projenin uygulanabileceği,hayata geçirilebileceği bir niteliğe sahip.Dağder’e burada oldukça önemli
görev ve sorumluluk düşmekte.Tabi ki şunu üstüne basa basa ifade
etmekte yarar görüyorum.Hiç bir sivil toplum kuruluşu kendini ortaya çıkaran,kendisinin ortaya çıkmasında
etken olan unsurların desteği olmadan başarılı olamaz,hayatını sürdüremez.Bu anlamda yöre halkı öncelikle köy bazında bilinçlenmeli ardından bağlı olduğu ilçeyle entegre
bir şekilde kendisini üst platformlarda
temsil eden Dağder’e destek olmalıdır.
Dağder’in geçmişte olduğu gibi günümüz
yönetimi de hep üst ölçekte bir şeyler yapma gayreti içerisinde. Bu gayretlerin neticesinde benim şahsen en az onlar kadar heyecanlandığım
bir projenin gerçekleşmesi adına önemli bir adım atıldı.Tahtakale
de daha önce mülkiyeti satın alınan tarihi konağın restorasyonu için düğmeye basıldı.Başta Büyükşehir
Belediye Başkanı Sn Recep ALTEPE ve diğer belediye başkanlarının
da destek verdiği projenin somut desteklerle en kısa sürede tamamlanması temennisindeyim.Benim ‘dağ yöresinin şehirdeki misafirhanesi’olarak nitelendirdiğim yapı ve çevresi tamamlandığında hem dağ yöresine hem de kente önemli bir katma değer sağlayacağı
inancındayım. Dağder başkanı sayın Erkan Aydın ve ekibinin bu misyonun,bu kutlu yükün farkında olduklarınıda biliyorum.
Bizi biz yapan en önemli zenginliğimizin
başında kültürel değerlerimiz gelmekte. Bu farkındalığımızın farkında
olmamız ve bu farkındalığın sahiplenmesi, yaşatılması ve gelecek
nesillere en az tahribatla aktarılması
umuduyla…
|